Bakın Atatürk Devletçilik İçin Ne Diyor
"Devletçiliğin bizce manası şudur: Fertlerin hususi teşebbüslerini esas tutmak; fakat büyük bir milletin bütün ihtiyaçlarını ve birçok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket ekonomisini devletin eline almaktır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk vatanında asırlardan beri ferdi ve hususi teşebbüslerle yapılmamış olan şeyleri bir an evvel yapmak istedi... Bizim takip ettiğimiz yol görüldüğü gibi liberalizmden başka bir yoldur”.
Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, Ankara 1969, Aynı eser, s. 113."
Bankaların Kuruluşunda İzlediği yol ve Amaçlar;
İş Bankası
26 ağustos 1924'te Mustafa Kemal ATATÜRK önderliğinde anonim bir şirket olarak kuruldu, Kurulan bu bankanın ortakları ise :
1)%11.77 ile hazine
2)T.iş bankası Mensupları emekli ve yardımlaşma vakfı fonu %35.90
3)özel kişi ve kurumlar(6010kişi)%23.95
4) Atatürk'ün hisseleri%28.38.
Hisselerin dağılımı ve Bankanın yapılanmasındaki öz çok önemli, Üreticinin Sermayesini oluşturması gerektiğini, Sermayenin tabana yayılması gerektiğini ve tüm sınıfların aynı anda zenginliğini söylerken bunlarımı kastediyordu, yani sermayenin oluşumu derken...
Bir başka Örneğe bakalım Ziraat Bankası o da ayrı bir net ifade kurulumu;
“…19 Mart 1924 tarihinde, 444 sayılı Bütçe Kanunu ile, Ziraat Bankası'nın yapısında çok önemli değişiklikler yapıldı.-... Ziraat Bankası, bu kanunla anonim şirket haline dönüştürünce, sermayesi de esasen köylülerden aşarla toplanan paylar olduğuna göre, sahipleri de köylüler oluyordu.Banka sahiplerinin temsilcisi olarak, Genel Kurul tarafından seçilen bir Yönetim Kurulu'nca idare edilecekti. Böylece Ziraat Bankası'nda Cumhuriyet Halk Fırkası'nın benimsediği "Halkçılık" ilkesine uygun bir düzenlemeye gidilmek isteniyordu. Yasada öngörülen bu değişikliği 26 Temmuz 1926 tarihli Ziraat Bankası Nizamnamesi'yle işlerlik kazandırıldı. Bu nizamname ile, Ziraat Bankası'nın 30.000.000 liraya çıkartılan sermayesi 100'er liralık hisse senetlerine ayrılmıştı. Bankanın 1924 yılındaki ödenmiş sermayesi, kazaların hükmî şahsiyetlerine ait olacaktı. Bu hisselerin başkalarına devredilmesi, söz konusu değildi. Aşarın kaldırılmasından sonra, arazi vergisiyle birlikte alınmaya başlayan menafi hisselerinin toplanması, sermaye 30.000.000 liraya ulaşıncaya kadar sürecekti. Menafi hissesi veren çiftçiler ödedikleri para miktarı 100 lirayı bulunca bir hisse senedi alacaktı. Kuşkusuz bu şekilde oluşacak paylar, ise bankayı gerçekte yine bir devlet bankası olarak bırakıyordu. Ziraat Bankası'nın görev alanının genişletilmesinden sonra, tarım dışında, kredi verme ve mevduat toplamanın dışında şeker fabrikaları, nebatî yağ fabrikaları gibi tarım ürünlerini değerlendiren sanayi şirketlerinin kurulmasına da katılmıştır. Ziraat Bankası tarımının gelişmesi ve çiftçilerimizin ziraî kredi ile desteklenmesi konusunda önemli katkıları olmuştur.”(İ. Tekeli - S. İlkin, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Para ve Kredi Sisteminin Oluşumunda Bir Aşama, Ankara 1997 s. 189-190..)
Görülüyorki sorun kaynak yaratmak değildi 1938 den sonrada; Kaynağın kimler tarafından nasıl kullanılacağının kavgası idi:
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
1 yorum:
dogru bilgilerin güvenilir zenginligi bizi bilinmeyen yönlere gitmekten alikoyar!
saygilarimla
Yakup icik Almanya
Yorum Gönder