26 Ekim 1933’te kadınlara Köy İhtiyar Heyetleri için yapılan seçimlerde, seçme ve seçilme hakkı vermek amacıyla Köy Kanunu’nda değişiklik yapıldı.
3 Aralık 1934’de ise;
İsmet İnönü ve 191 arkadaşı tarafından Anayasa’nın 10. ve 11. maddeleriyle,
Madde 10- Onsekiz yaşını ikmâl eden her erkek Türk, meb’ûsan intihabına iştirâk etmek hakkına hâizdir
( *5 Kânûnuevvel 1934 tarih ve 2599 sayılı Kanun’la aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Madde 10- Yirmiiki yaşını bitiren kadın, erkek her Türk meb’ûs seçmek hakkını hâizdir.)
Madde 11- Otuz yaşını ikmâl eden her erkek Türk, meb’ûs intihab edilmek salâhiyetini hâizdir
( *5 Kânunuevvel 1934 tarih ve 2599 sayılı Kanun’la aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:
Madde 11- Otuz yaşını bitiren kadın, erkek her Türk meb’us seçilebilir.66)
Eklendi.
Bu Atatürk devrimlerinin en önemli halkalarından birisidir…
Bakın bunu Atatürk nasıl tanımlar:
“Bu karar, Türk kadınına sosyal ve siyasi hayatta bütün milletlerin üstünde yer vermiştir. Çarşaf içinde, peçe altında ve kafes arkasındaki Türk kadınını artık tarihlerde aramak lazım gelecektir. Türk kadını, evdeki medeni mevkiini selahiyetle işgal etmiş, iş hayatının her safhasında muvaffakiyetler göstermiştir. Siyasi hayatla, Belediye seçimleriyle tecrübe kazanan Türk kadını bu seferde milletvekili seçme ve seçilme suretiyle haklarının en büyüğünü elde etmiş bulunuyor. Medeni memleketlerin bir çoğunda, kadından esirgenen bu hak, bugün Türk kadınının elindedir ve onu selahiyet ve liyakatla kullanacaktır.”
Neden mi bütün milletlerin üstünde;
1935 Genel Seçimi sonucunda; TBMM’de 18 kadın milletvekili (%4.6) bulunmaktadır. İngiltere’de 1918-1935 yılları arasında kadın parlamenter oranı %1-%2.4
Fransa’da kadınlar seçme ve seçilme hakkına henüz sahip değildi.
Fransa’da 1944,
İtalya’da 1948,
Japonya’da 1950,
İsviçre’de ise 1972 yılında seçme ve seçilme hakkına kavuşmuşlardır.
İçlerinde Batılı denilen bu ülkelerinde olduğu 65 ülkede II. Dünya Savaşı’ndan sonra kadınlara seçme hakkı verilmiştir.
Bu nedenini anlatmıyor mu sizce…
Peki bu haklar keyfimi idi verilişi,

O zaman kurtuluş savaşında ülke manzarasını anlatan bu ülkeyi kuran insanların niteliğine bakalım, fotoğraflarla, en güzel onlar anlatmaz mı bunu….
Savaş sırasında ulaşım yolları tahrip edilmiştir, bir an önce demiryollarının ıslahı gerekmektedir, çocuk yaşlı demeden erkeklerin tümü cepheye hazırlanmaktadır, kim yardıma koşar…

Müdafayı hukuk Cemiyetinin tüm yoksulluğuna rağmen Anadoludan topladığı paralarla Peşin olarak almak istediği mermi ve cephaneyi ABD meclisi vermeyi ret eder, peki ne olur, kağnılarla cephe alanlarından toplanan kovanlar tekrar doldurulmak üzere taşınır…
Bunlar Yeterlimidir Seçme ve seçilme hakkına tabi ki hayır.
“…her görüşten yurttaşın üye olduğu Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk örgütlerinden ve bu örgütlerin yarattığı ulusal birikimden yararlanılmalıdır; kurulacak parti, halkçılık programı üzerinde yükselmeli, bu nedenle adı Halk Partisi (fırkası) olmalıdır. Tam bağımsızlık ve kayıtsız koşulsuz egemenlik ilkelerine dayanan bir politika izleyecek olan bu parti, ulusun tümünü kapsamalıdır. Sınıfsal değil ulusal olmalıdır. Batı’da görülen sınıf partileri Türkiye için geçerli değildir, çünkü o sınıflar Türkiye’de henüz oluşmamıştır; nüfusun yüzde seksenden çoğu köylü ve çobandır ve bu sınıfın zararına çalışan büyük çiftlikler, tarım işletmeleri yoktur; ağalık denilen ve daha çok Doğu’da bulunan toprak sahipleri zengin derebeyler değildir, kendi topraklarını bile işleyememektedirler.”
Halk fıkrasının kurulmasında yaptığı konuşmasında bunlar söylemektedir Atatürk, Bu ülkeyi yönetecekler; Kurtarıcılarıdır yani halkıdır, Kadını Erkeği, Yaşlısı Genci, Zengini Fakiri ayırt edilemez, Eğitim önemlidir ve kollar sıvanır…

Bu maddeleri düşüren yasa lara bu manzaralarımızdır,
Afet İnan, İsmet İnönü Ve Atatürk Kız Lisesi önünde, Bir süre sonra Bu Liseler Karma olacaktır.

Atatürk Eğitim ile her zaman iç içe olmuştur
Temsil Halkın işidir her kesimden parçanın, Sadece Erkeklerin kafalarındaki zihniyet değil Kadınlarımızın da başlarındaki zihniyet atılacaktır ve atılmıştır,
Savaş sırasında ulaşım yolları tahrip edilmiştir, bir an önce demiryollarının ıslahı gerekmektedir, çocuk yaşlı demeden erkeklerin tümü cepheye hazırlanmaktadır, kim yardıma koşar…

Müdafayı hukuk Cemiyetinin tüm yoksulluğuna rağmen Anadoludan topladığı paralarla Peşin olarak almak istediği mermi ve cephaneyi ABD meclisi vermeyi ret eder, peki ne olur, kağnılarla cephe alanlarından toplanan kovanlar tekrar doldurulmak üzere taşınır…
Bunlar Yeterlimidir Seçme ve seçilme hakkına tabi ki hayır.
“…her görüşten yurttaşın üye olduğu Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk örgütlerinden ve bu örgütlerin yarattığı ulusal birikimden yararlanılmalıdır; kurulacak parti, halkçılık programı üzerinde yükselmeli, bu nedenle adı Halk Partisi (fırkası) olmalıdır. Tam bağımsızlık ve kayıtsız koşulsuz egemenlik ilkelerine dayanan bir politika izleyecek olan bu parti, ulusun tümünü kapsamalıdır. Sınıfsal değil ulusal olmalıdır. Batı’da görülen sınıf partileri Türkiye için geçerli değildir, çünkü o sınıflar Türkiye’de henüz oluşmamıştır; nüfusun yüzde seksenden çoğu köylü ve çobandır ve bu sınıfın zararına çalışan büyük çiftlikler, tarım işletmeleri yoktur; ağalık denilen ve daha çok Doğu’da bulunan toprak sahipleri zengin derebeyler değildir, kendi topraklarını bile işleyememektedirler.”
Halk fıkrasının kurulmasında yaptığı konuşmasında bunlar söylemektedir Atatürk, Bu ülkeyi yönetecekler; Kurtarıcılarıdır yani halkıdır, Kadını Erkeği, Yaşlısı Genci, Zengini Fakiri ayırt edilemez, Eğitim önemlidir ve kollar sıvanır…

Bu maddeleri düşüren yasa lara bu manzaralarımızdır,
Afet İnan, İsmet İnönü Ve Atatürk Kız Lisesi önünde, Bir süre sonra Bu Liseler Karma olacaktır.

Atatürk Eğitim ile her zaman iç içe olmuştur
Temsil Halkın işidir her kesimden parçanın, Sadece Erkeklerin kafalarındaki zihniyet değil Kadınlarımızın da başlarındaki zihniyet atılacaktır ve atılmıştır,
8 mart kadınlarımızın kafalarındaki örtünün kaldırıldığı insan olmanın halkın bir parçası olmanın bilinci ile aydınlatılmaya başlandığının ilk kilometre taşıdır.

Bu günün önemini
"Bir gün Akşehir civalarında bir köye gittim (elbet Kurtuluş Savaşı günlerinde, çünkü bunları Mart 1923’te anlatıyor). Çok yağmur yağıyordu ve soğuk vardı. Kendimi belli etmeyerek bir evin önünde duran bir kadına, hemşire, yağmur var, soğuk var, beni kabul eder misiniz dedim. Hiç tereddüt etmeyerek buyurun dedi ve beni bir odaya aldı. Odada ateş olmadığı için, isterseniz bizim odaya gidelim, orada hazır ateş var dedi. Gittik. Müteakiben komşulardan birkaç kadın ve birkaç erkek geldi. Beraber konuşmaya başladık. Konuşurken bana en mühim sualleri soran kadınlar oldu. Akerin vaziyetini, düşmanın halini, en mühim düşmanın hangisi olduğunu sordular ve bunları sorarken hiçbir telaş ve takayyüde (kayıt, şart) lüzum görmediler. İnsanca konuştular. Fakat benim kim olduğumu anlayınca telaş gösterdiler ve söyledikleri şeylerden kendilerine bir zarar geleceğini zannederek korktular. Çünkü şimdiye kadar resmi bir adamla açıkça konuşmayı büyük bir kabahat telakki etmişlerdi."
Yaşam tarzı olarak kadının eve kapatılmasının bu sohbet en güzel örneği değimli, kayıpların ve kazançların anlatıldığı…
O nedenledir ki Atatürk’ün ağzından sürekli kadınlarla ilgili konuşmalarında;
“Çift süren, tarlayı eken, ormandan odunu, keresteyi getiren, mahsulatı pazara götürerek paraya kalbeden, aile ocaklarının dumanını tüttüren, bütün bunlara beraber sırtıyla, kağnısıyla, kucağındaki yavrusuyla yağmur demeyip, kış demeyip, sıcak demeyip cephenin mühimatını taşıyan hep onlar; hep o ulvi, o fedakar, o ilahi Anadolu kadınları olmuştur.”
“Kadınlarımız, hatta erkeklerden daha çok münevver, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar. Eğer hakikaten milletin anası olmak istiyorlarsa böyle olmalıdırlar.”
“...bizi analarımızın adam etmesi lazım idi. Onlar edebildikleri kadar etmişlerdir. Fakat bugünkü seviyemiz, bugünkü icabat ve ihtiyacat-ı esasiyeye gayr-ı kafidir. Başka zinniyette, başka kemalde adamlara muhtacız. Bunları yetiştirecek olan bundan sonraki validelerdir.“
Bu ve benzerlerini dinleriz…
Bu sözlerden sonra bizlere söz kalırmı…
Bu gün Kadınlar günü olarak değil Atatürk’ün tanımladığı gibi
“Mümkün müdür ki bir camianın yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça diğer kısmı semalara yükselebilsin?”
Zincirlerden kurtulma günü olarak kabul ederek zincirlerimizi kırıp ezberi bozalım….
T. Öğer KOÇ

Bu günün önemini
"Bir gün Akşehir civalarında bir köye gittim (elbet Kurtuluş Savaşı günlerinde, çünkü bunları Mart 1923’te anlatıyor). Çok yağmur yağıyordu ve soğuk vardı. Kendimi belli etmeyerek bir evin önünde duran bir kadına, hemşire, yağmur var, soğuk var, beni kabul eder misiniz dedim. Hiç tereddüt etmeyerek buyurun dedi ve beni bir odaya aldı. Odada ateş olmadığı için, isterseniz bizim odaya gidelim, orada hazır ateş var dedi. Gittik. Müteakiben komşulardan birkaç kadın ve birkaç erkek geldi. Beraber konuşmaya başladık. Konuşurken bana en mühim sualleri soran kadınlar oldu. Akerin vaziyetini, düşmanın halini, en mühim düşmanın hangisi olduğunu sordular ve bunları sorarken hiçbir telaş ve takayyüde (kayıt, şart) lüzum görmediler. İnsanca konuştular. Fakat benim kim olduğumu anlayınca telaş gösterdiler ve söyledikleri şeylerden kendilerine bir zarar geleceğini zannederek korktular. Çünkü şimdiye kadar resmi bir adamla açıkça konuşmayı büyük bir kabahat telakki etmişlerdi."
Yaşam tarzı olarak kadının eve kapatılmasının bu sohbet en güzel örneği değimli, kayıpların ve kazançların anlatıldığı…
O nedenledir ki Atatürk’ün ağzından sürekli kadınlarla ilgili konuşmalarında;
“Çift süren, tarlayı eken, ormandan odunu, keresteyi getiren, mahsulatı pazara götürerek paraya kalbeden, aile ocaklarının dumanını tüttüren, bütün bunlara beraber sırtıyla, kağnısıyla, kucağındaki yavrusuyla yağmur demeyip, kış demeyip, sıcak demeyip cephenin mühimatını taşıyan hep onlar; hep o ulvi, o fedakar, o ilahi Anadolu kadınları olmuştur.”
“Kadınlarımız, hatta erkeklerden daha çok münevver, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar. Eğer hakikaten milletin anası olmak istiyorlarsa böyle olmalıdırlar.”
“...bizi analarımızın adam etmesi lazım idi. Onlar edebildikleri kadar etmişlerdir. Fakat bugünkü seviyemiz, bugünkü icabat ve ihtiyacat-ı esasiyeye gayr-ı kafidir. Başka zinniyette, başka kemalde adamlara muhtacız. Bunları yetiştirecek olan bundan sonraki validelerdir.“
Bu ve benzerlerini dinleriz…
Bu sözlerden sonra bizlere söz kalırmı…
Bu gün Kadınlar günü olarak değil Atatürk’ün tanımladığı gibi
“Mümkün müdür ki bir camianın yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça diğer kısmı semalara yükselebilsin?”
Zincirlerden kurtulma günü olarak kabul ederek zincirlerimizi kırıp ezberi bozalım….
T. Öğer KOÇ
1 yorum:
Türk Öger Koc!..DOGUM GÜNÜNÜZ!
Degerli agabeyim, iyi insan Türk Öger Koc!
internet verilerinden ögrendigim kadari ile bugün sizin DOGUM GÜNÜNÜZ!
Kutluyor saglik-sihat-afiyet diliyorum...
Yakup Icik Almanya
Yorum Gönder